Gitmenin anlamı olmalı gitmeye varacaksa herşey bir gün, başına bir anlam koymalı gitmenin. yağmurlar yağmadan, göğün yüzüne oturmalı. kahkaha tohumları ekmeli güz gelince, ve kanatmalı şiiri orta yerinden düz ovalara...
a. hayat her zaman olmadık zamanda olmadık yerimizden öptü bizi çünkü geç kalmışlığımız yazıyordu künyede hep bir adım sonrasını sorguladık içimizde yeşerttiğimiz kuşku nöbetlerinde kırılgandık ve hatta kırılmıştık bir yerinde hayatın çünkü...
yalnız zamanlarda kolaydır düşlemek seni uzanıp vuslatın kucağına ucuz şarap kekrekliğinde küçük bir Anadolu kentinin uykuya bölünmüş gecelerinde kıvrılıp gecenin koynuna anıları öldürerek sanki otel odaları bunun için yaratılmıştır ve tüm odalar...
hep bir yanı çocuk kalmalı insanın hayatı sorgularken çocukça soruları sıralamaktan çekinmemeli ve hiç kirlenmemeli yüreği gölgelerin serinliğine sığınmadan hep baharlar kurmalı düşlerinde haylazca yeri geldiğinde gözlerini doldura doldura ağlayabilmeli insan hayata...
herkes şiir yazabilir kanımca zaten bizde bol miktarda bulunur bende nerde o yetenek fukarayım o...
hey sen genç kardeşim boy verelim göklere doğru güneşi getirelim seninle yeryüzüne çağır herkesi kendi genç yüreği genç kim varsa çağır hepsini gelsin omuz vuralım el verelim güneşe gidene bir daha...
gece soğuk gece karanlık gece korku veriyor nicedir kahpelerin en kahpesi en yücesi gece sığ örtüsüyle örtüyor tüm kepazelikleri ayın soğuk şavkı da vurmuyor ne zamandır puslu bir sokak lambası öpüyor uykusuz gözlerimizi esirliğimizin...
günboyu ertelenmiş sözler birikiyor ıslak yüreğimin deltasında yorgun bir savaşın orta yerinde kılıcı düşmüş bir piyadeye benziyor gözlerim bilyelerini yitirmiş bir çocuğun telaşlarını gizler çarpık bacaklarımın adımları zulamda sakladığım maviler yetmez gizlemeye hükümler verilmiş bir sanığım yarınlarda düşlerim...
ne zaman seni düşünsem salınır kalırım düş salıncaklarında oysa yüreğimin coğrafyasında sen yazılı uçsuz bucaksız durumda ne zaman seni arasam aradığım ben olurum gözlerine takılı kalmış oysa zemheri kuşları benim...
bazen bir merhaba sıcaklığı düşer gözlerine bir sevincin ilk ışıltısı bir kuşun şen seslenişi sarar yüreğini anlamını sorgulamadığın bir gülüş eklenir dudaklarının kıvrımına yaşamak kadar bütün sevmek kadar yakan umut...
biz hiç öpüşmedik seninle bu şehrin ara sokaklarında karanlıklarında ışıklarında ve kuytuluklarında sanırım bu yüzden çiçekler soluyor saksılarda balkonda kuşların ötmemesi adı olmayan dostların olmamasından sanırım akşamları kendimize mahpusluğumuz içinden milyon kere isyan çıkışı ve boğazının düğümlenişi bu...
gözlerim saçak altında kalmış bir kuş ürkekliğinde bakıyor ve hepsi bir fabrikadan çıkmış kavruk yüzlü çocuklar sokakta oynuyor ve solgun yüzlü kızlar geçiyor bezgince önümden sarı soğuklara sarınmış...
eskiden cebimde taşırdım hüzünlerimi ara ara yoklardım hala duruyorlar mı diye karıştırırdım bir güzel rastgele çekerdim cebimden canım eskidikçe usulca sol yanağıma koyardım cebim kanardı yanağımda bir sancı dolaşırdım sancıdıkça yanağım koklardım ellerimi dağ kokardı yol...
susmasın “bana çiçek getirin dünyanın bütün çiçeklerini getirin” diyen dillerin... yılda bir gün herkesin bildiği zamanlarda gelirsen akıllara ve o gün yağlı gülümsemeler yayılırsa çifte gerdan büyütmüş kel yüzlere ve ağır sözcükler eşliğinde kanatlı vaatler...
“söyleyin vakit susma vakti midir şimdi söylenmemiş seslere karşı eylemin ruhuna aykırı biçimde yoksa bir çocuğun düş zenginliğinde masallara inanarak ölümü unutup gitmek mi gerek herşeyin bittiği yere” söylenmeyen kalmadı eğreti tüm sözcüklerden bir...
gün, hamaset edebiyatı günü değil; gün, çözümün adresini bulma günüdür. gün, onüçün onbeşin boşa ölümü değil; gün,...